Kategoriler

Bağlantılar

Reklam

Ağız ve Diş Hastalıkları Kategori Arşivi

Ağız kanserlerinin sıklığı ve ciddiyeti ağız kanserlerinin çoğunluğu 45 yaşın üzerinde ortaya çıkar ve erkeklerde oluşma olasılığı kadınlara oranla 2 kat fazladır. Ağız kanserlerinin oluştuğu bölgeler sıklıkla; dil, ağız tabanı, dil köküne yakın yumuşak damak alanları, dudaklar ve dişetleridir.

Ağız kanserleri erken dönemde teşhis edilerek tedavi sağlanmazsa yayılarak sürekli ağrı, fonksiyon kaybı, tedavi sonrası düzeltilmesi mümkün olmayan Okumaya Devam “Ağız kanseri, nedenleri ve tedavisi” »

Ağıziçinin tipik iltihapları ağızdaki nedenlerden kaynaklanıyorsa birincil, başka hastalıklardan kaynaklanıyorsa ikincil olarak nitelenir. Stomatit ağız mukozasının akut ya da kronik biçimde iltihaplanmasıdır. Ağız mukozasında enfeksiyona yol açabilecek duruma gelmiş çeşitli mikropların varlığına bağlı olarak gelişir. Okumaya Devam “Ağız içi iltihapları ve tedavisi” »

Ağız kokusu, insanı olumsuz etkileyen bir durum olarak bilinir.

Erişkinler veya küçüklerin, yaşamlarında mutlaka ağız kokusundan şikayetçi oldukları zamanlar olmuştur. Bazılarının ise, bu durumdan şikâyeti kroniktir.

Ağız kokusu; etkilediği bireyler için sosyal ve psikolojik yönden olumsuz bir durum haline gelmiştir. Okumaya Devam “Ağız kokusunun sebepleri ve tedavisi” »

Lamine yöntemi, birçok diş bozukluğuna uygulanabilen kozmetik bir çözüm. Tırnak kalınlığında, istenen renk, boy ve formda özel olarak hazırlanmış porselen yaprakların dişlerin ön yüzüne yapıştırılması esasına dayanıyor.

Birçok diş bozukluğuna uygulanabilen kozmetik yöntem Lamine Yöntemi dişte oluşan çirkin görüntülerin saklamaya imkan sunuyor. Okumaya Devam “Dişlerinizin kötü görüntüsünden kurtulun” »

Ağız ve diş sağlığı uzmanları, diş hassasiyetine karşı diş fırçanızı doğru seçmenizi, pütürsüz diş macunu kullanmanızı, en önemlisi de asitli içecekleri az tüketmeyi tavsiye ediyor.

Dişlerinizde sıcağa-soğuğa, tatlı veya ekşi gıdalara, diş fırçalamaya karşı keskin ve derin bir ağrı hissediyorsanız diş hassasiyetiniz var demektir. Okumaya Devam “Dişlerin düşmanı gıdalar” »

Ağız ve diş hastalıkları
Agız ve diş sağlığı, genel sağlığımızın çok önemli bir parçasıdır. Düzenli yapılan çürük kontrolleri ve diştaşı temizliği, oluşabilecek sorunların erken teşhisini ve dişlerin ağızda uzun vadede sağlıklı kalmasını sağlayacaktır.

Pedodonti:
Çocuklarda çürük önleyici izolasyon dolguları (fissür sealant), flor uygulamaları, oluşabilecek ortodontik problemlerin erken teşhisi ve önlenmesi…

Çocuklarda diş fırçalama alışkanlığının kazandırılması ve beslenme şeklinin düzenlenmesinin yanısıra, düzenli diş hekimi kontrolleri yapılmalıdır. Topikal flor uygulamasıyla çocuğun daimi dişlerini güçlendirebilir, küçük ve büyük azı dişlerine uygulanan fissür örtücü denilen izolasyon dolgusuyla çürümeyi engelleyebiliriz. Geçici olduğu için pek fazla önemsenmeyen süt dişlerinin sağlığı çok önemlidir. Süt dişlerindeki çürükler, hem ağrıya sebep olmakta hem de daimi dişlere zarar vermektedir. Erken süt dişi kaybı, çocukların daimi dişlerinin çapraşık olmasının en önemli sebeplerinden biridir.

Periodontoloji:
Dişeti hastalıklarının tedavisi amacı ile diştaşlarının temizlenmesi, cerrahi tekniklerle hastalığın tedavisi….

Periodontal hastalıklar dişeti ve dişleri çevreleyen destek dokuları etkileyen iltihabi hastalıklardır. Dişeti hastalığının en önemli sebebi “bakteri plağı”dır. Hergün düzenli ve yeterli fırçalama yapılmazsa, tükrük içinde bulunan kalsiyum, bakteri plağıyla birleşip sertleşerek dişler üzerine yapışır ve diştaşı (tartar) dediğimiz yapıya dönüşür. Plaktaki bakteriler tarafından üretilen zararlı maddeler dişetlerinde iltihaba yol açar. Dişeti hastalığının bu erken dönemine” gingivitis” denir. Bu dönemde dişetleri kırmızıdır,kanamalıdır ve hacim olarak büyümüştür.Bu hastalık tablosunun ilk sinyallerini fark eden hasta hemen hekime başvurursa bu aşamada yapılacak diştaşı temizliğiyle dişetlerinin tedavisinde yüksek başarı sağlanır. Belirtilerin ihmal edilmesi durumunda hastalık ilerler, dişetindeki iltihap çene kemiğine ulaşır ve erimesine neden olur. Bu durumda cerrahi tedaviler gerkebilir. Dişeti iltihabının neden olduğu diş kayıpları, çürüklerin neden olduğu diş kayıplarından daha fazladır. Periodontal problemlerin önlenmesinde en önemli görev kişinin kendisine düşmektedir.Günlük ağız bakım işlemleri (diş fırçalama ve diş ipi kullanma) diştaşı oluşumunu en alt düzeye indirebilir, ancak tamamen önleyemeyebilir. Dişler sabah akşam 2 dakika süreyle fırçalanmalı ve düzenli olarak diş hekimi tarafından kontrol edilip temizlenmelidir.

Konservatif Tedavi:
Çürük tedavileri, amalgam ve estetik dolgular…

Ağızda bulunan bakterilerden oluşan bakteri plağı, şekerli ve karbonhidratlı yiyeceklerin ağızda kalan artıklarından asit oluşturur. Bu asitler dişlerin mineral dokusunu çözerek dişin minesinin bozulmasına ve sonuçta da diş çürüğünün başlamasına neden olurlar. Konservatif tedavi, çürüklerin erken dönemde tedavilerinin yapılarak ilerlemelerinin durdurulmasını ve oluşan diş maddesi kayıplarının estetik, fonksiyonel ve ağız dokularına uyumlu bir şekilde tedavi edilmesini amaçlar.

Endodontik Tedavi:
Kanal tedavileri…

Dişin sert dokusunun içinde, kökün en ucundan giren kan damarları ve sinirlerin (pulpa) bulunduğu dişe hayat veren küçük bir odacık vardır. Dişlerin büyümesini ve sürmesini sağlayan bu yapı, çürüme meydana geldiğinde alarm görevi de görmektedir. Erken safhada tedavi edilmeyen diş çürükleri ilerleyerek pulpaya ulaşır ve burada iltihabi değişimlere neden olarak şiddetli ağrılar oluşturur. Daha sonraki aşamada bakterilerin salgıladığı asitler pulpayı öldürür. Böylelikle ortaya çıkan toksinler (zehirler) kök ucundan sızarak çene kemiğine yayılır. Çene kemiğinde oluşan iltihap dişin kaybına, çevre dokularının da harabiyetine neden olur. Bu safhaya gelmeden önce dişi ve çevre dokuları koprumak için hastalıklı pulpa dokusunun alınmasıyla diş kurtarılabilir. Pulpa dokusu anestezi altında temizlendikten sonra, kanallar genişletilip dezenfekte edilir. Tüm bu işlemlerden sonra pulpa odasının içi özel maddelerle kök ucuna kadar doldurulur. Sanıldığının aksine bu işlemler ağrısız gerçekleşmekte ve tedavi edilen diş uzun yıllar ağızda kalmaktadır.

Cerrahi:
Diş çekimleri, komplikasyonlu ve gömük diş çekimleri, kist operasyonları, rezeksiyon, vb. cerrahi operasyonlar…

Gömük 20 yaş dişleri: Bu dişler akıl dişleri olarak da adlandırılır ve tam ya da yarım gömülü kaldığında iltihaplanmaya ya da bir kiste sebep olabilir. Ya da diğer dişleri öne doğru iterek dişlerde çapraşıklıklara yol açabilir. Uzun süre hiç belirti vermezken, aniden şiddetli ağrılara, çenelerde kitlenmeye ya da yüzde şişmeye sebep olabilir. Bu dişler kontrol edilmeli ve gerekli ise çekilmelidir. Çekim küçük bir operasyonla gerçekleştirilir.

Protez:
Kuron ve köprü protezleri, total (tam) ve iskelet (kancalı) protezler, Hassas tutuculu protezler…

Protez; eksik bir organı yerine koyma anlamı taşımaktadır. Dişlerin ve çevre dokuların çeşitli sebeplerle madde kaybına uğradığı ya da tamamen kaybedildiği durumlarda, hastaya kaybolan fonksiyonlarını geri kazandırmak ve bozulan estetik görünümü düzeltmek, protezin amacıdır.

Eksik bir diş diğer dişler için ciddi bir tehlikedir. Estetiği bozduğu tartışılmazdır, ancak daha önemlisi, dişin kaybından kısa bir süre sonra boşluğu sınırlayan dişler doğal olarak boşluğa doğru eğilir. Ayrıca karşı çenedeki boşluğa denk gelen dişler üzerindeki basıncın ortadan kalkması, zamanla onların boşluğa doğru uzamasına ve hatta dökülmesine sebep olur. Sadece komşu dişler değil, diğer dişler de bu konumdan etkilenir ve çene eklemi, baş ve kas ağrıları ortaya çıkabilir. Kısacası boşluk ne kadar kısa sürede kapatılırsa o kadar iyidir.

Protezler genel olarak iki türlüdür:

Ağızda kalan dişlerin üzerine yapılan (dişler küçültülerek) ve hasta tarafından çıkarılamayan kuron, köprü gibi sabit protezler
Hasta tarafından takıp çıkarılan hareketli protezler (tam ve yarım protezler gibi)
Tam protezler, hastanın ağzında hiç diş bulunmadığı zaman yapılan protezlerdir.

Yarım protezler, hastanın mevcut dişlerine kroşe dediğimiz kancalarla tutturulur. Ya da estetik olması için ağızdaki dişler kaplanarak onlara yerleştirilen çıt çıt, sürgü gibi hassas tutucular kullanılarak yapılır.

Ortodonti:
Diş çapraşıklıklarının ve çene anomalilerinin düzeltilmesi…

Kalıtım, gelişim yetersizliği, çeşitli yanlış alışkanlıklar (parmak emme, biberon ve yalancı meme gibi faktörler) sebebiyle oluşan bozuklukların tedavisi ortodontinin konusudur. Sadece dişlerde çapraşıklık varsa, yaş faktörü önemli değildir. Her yaşta dişlerin düzeltilmesi mümkündür. Ancak kişinin kemik yapısıyla ilgili (iskeletsel) bir problem söz konusu ise, tedavisi ergenlik çağına kadar yapılır.

Dental Implantlar:
Diş implantları, kaybedilen dişlerin yerine çene kemiği içine yerleştirilen ve kemik ile kaynaşarak doğal diş kökü görevini gören metal yapılardır. Bu metal yapılar doku dostu olan titanyumdan yapılır ve hiçbir yan etkisi yoktur. Tek diş kayıplarında boşluğun doldurulması için yandaki dişleri küçültüp 3üye köprü yapmak yerine, diğer dişlere dokunulmadan boşluğa implant yerleştirilir ve üzeri 1üye kuronla kaplanabilir..

Azı dişlerinin kayıplarında, takıp çıkartılan protez kullanmak yerine bu bölgeye uygun sayıda implant yerleştirilerek sabit köprü yapılabilir… Dişsiz ağızlarda, özellikle alt protezi ağızda durmayan kişilerde meydana gelen çiğneme, konuşma ve psikolojik bozuklukların giderilmesi için de implant uygulanır. Iki seçenek vardır: Ya ağıza yeterli sayıda (6-8) implant yerleştirilip sabit köprü yapılır, ya da çenenin ön bölgesine 2-4 implant yerleştirilerek protezin daha stabil oması sağlanır. Implant uygulaması için öncelikle bir çene filmi çekilir ve uygulama için yeterli kemik olup olmadığı incelenir. Uygun şartlar varsa implant yetişkin her insana yapılabilir ve başarı şansı çok yüksektir.

Estetik Diş Hekimliği:
Ayrık dişlerin kapatılması, gülme sırasında görünen dişetinin uzunluğunun ayarlanması, koyu renkli dişlerin renklerinin açılması, kısacası estetiği olabildiğinin en iyisine ulaştıracak uygulamalar, estetik diş hekimliğinin konusudur. Bu bağlamda porselen laminate, empress, estetik kozmetik dolgular, diş beyazlatma(bleaching) gibi uygulamalar yapılmaktadır.

Diş beyazlatma (Bleaching):
Diş beyazlatma, dişlerin yapısındaki renklenmeleri ortadan kaldıran bir işlemdir. Diş renklenmelerinin çeşitli sebepleri olabilir. En yaygın nedenleri; kahve , çay, kola ve sigara gibi leke yapıcı maddelerin kullanılması, travma, yaşlılık, tetrasiklin renkleşmesi, eski kaplamalar, sinir dejenerasyonu vb. gibi nedenlerdir. Diş beyazlatma işlemi uygun şekilde ve diş hekimi kontrolünde yapıldığında diş ve dişetlerine zararsızdır.Ancak tedavi sırasında dişlerde hassasiyet (özellikle soğukta), dişetlerinde kızarma ve hassasiyet meydana gelebilmektedir. Fakat bu geçicidir ve tedavinin bitimiyle birlikte, birkaç gün içinde bu şikayetler ortadan kalkmaktadır. Ağartma işlemi için iki yöntem vardır:

Ev ağartması (home bleaching) denilen yöntemde, hekim ağızdan ölçü alır, bunlara uygun kalıplar hazırlanır. Hasta bu kalıbın içersine ilacı yerleştirerek dişlerin üzerine takar (en az 6-8 saat ve tercihen uykuda). Işlem dişin rengine bağlı olarak 1-4 hafta içinde biter.
Office bleaching denilen, muayenehanede hekim tarafından yapılan ağartmadır. Hekim ilacı dişler üzerine uygular, ışık kaynağı kullanılarak dişlerin beyazlaması sağlanır.Yine dişlerin durumuna göre bir veya birkaç seansta dişler beyazlar.

Diş beyazlatma işlemi, hamile ve çocuklar hariç herkese uygulanabilir…

Kararlı Olun, Sigarayı Bırakın

Memorial Hastanesi Sigarayı Bırakma Polikliniği?nden, Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Füsun Soysal, 9 Şubat Dünya Sigarayı Boykot günü öncesi, sigaranın zararları ve Memorial Hastanesi Sigarayı Bırakma Polikiniği hakkında bilgi verdi.

Günümüzde insan sağlığını tehdit eden en tehlikeli alışkanlıklardan biri sigaradır. Sigara dumanı, içindeki yaklaşık 5 bin civarında zararlı madde nedeniyle, vücuda alındığında çok sayıda hastalığa neden olmaktadır. Sigara akciğerler ve kalbe olan zararlı etkileri dışında, neredeyse vücuttaki tüm organları etkileyen bir dizi problemi de beraberinde getirmektedir. Sigara kullanımı, tüm dünyada en önemli önlenebilir ölüm veya hastalık sebebini oluşturmaktadır. Türkiye?de yılda yaklaşık 100 bin, ABD?de yılda 430 bin insan, sigaraya bağlı hastalıklar nedeniyle hayatını kaybetmektedir. ABD?de nüfusun yaklaşık yüzde 25?i sigara kullanmakta, Türkiye?de bu oran kent nüfusu içinde yüzde45?e çıkmaktadır.

Akciğer kanserinin yüzde 85?i, kronik bronşitin yüzde 75?i, kalp hastalıklarının yüzde 25?i sigaradan kaynaklanmaktadır. Akciğer kanserine yakalanma riski hiç içmeyenlerde yüzde 3, günde 1 paket içenlerde yüzde 61, 1-2 paket içenlerde yüzde 217?dir.

Çocuklar sigaranın varlığından erken yaşta haberdar oluyor

Sosyal, psikolojik ve genetik faktörlerin bileşimi sonucu ortaya çıkan sigara alışkanlığı, daha çok çocukluk ve gençlik yaşlarında ortaya çıkmaktadır. Çocuklar erken yaşlarda sigaranın varlığından haberdar olmaktadır. Çocukların dörtte üçü, ebeveynleri sigara içsin veya içmesin 5 yaşına geldiklerinden sigarayı öğrenmektedir. 11 yaşındaki çocukların üçte biri, 16 yaşındaki çocukların üçte ikisinin sigarayı denemiş oldukları saptanmıştır. İngiltere?de her gün yaklaşık 450 çocuk sigaraya başlamaktadır. Yapılan araştırmalara göre 11 yaş civarındaki gençlerde sigara içme oranı düşükken, yaş arttıkça bu oran ciddi bir şekilde yükselmekte ve 11-15 yaş arası sigara içenlerin oranı, yüzde10-11?lere ulaşmaktadır. Sigara içen erkek çocukların sayılarının daha fazla olduğu, erkeklerin kızlara oranla daha erken yaşta sigaraya başladıkları gözlenmiştir.

Gençlik çağlarında sigaraya başlama nedenleri arasında; arkadaşlara uymak, dışlanmaktan çekinmek, cool görünmek, bağımsızlık arayışı, özenme, eğitim yıllarında yaşanan stres

(özellikle üniversite çağı), öğretmenlerin sigara içmeleri, sigara içen modeller (gençlik, moda ve erkek dergileri), doktorların sigara içmeleri ( sigara içen kişiler üzerinde çok olumsuz etki yapmakta, kişiye sigara içmek için kendince bir neden bulma hakkı tanımaktadır), sigara şirketlerinin reklamları (ağızlarındaki sigara bulunan kovboy resimleri ve filmleri, şık ve zengin ortamlarda sigara içilmesi?)

Akciğer kanserine yakalanma riski 10 kat artıyor

Gençlere sigarının yol açabileceği sağlık problemleri anlatıldığında dinlemekten etkilenmemektedirler. Arkadaş çevresinin sigara içmeyi onaylaması bir ergen için daha önemlidir. Sigara içenleri yanıltan en önemli durumlardan biri de, sigara içtikleri halde özellikle akciğer kanserine yakalanmayan insanlar olduğu gibi sigara kullanmayan ve akciğer kanseri hastası olabilen kişilerdir. Sigara içen kişiler akciğer kanserine yakalanmasa bile sigara içen birinin akciğer kanserine yakalanma riski, içmeyenlere göre 8-10 kat daha fazladır. Akciğer kanseri olan kişilerin de yüzde 80?i sigara içenlerden oluşmaktadır. Günde bir paket sigara içenlerin akciğer kanserine yakalanma riski içmeyenlere oranla 10 kat daha fazladır. 2 paket içenlerde bu fark 25 kata çıkmaktadır.

Sigara, ölüme giden yol için vize veriyor

Sigara ile birlikte alınan nikotin vücuda ilk girdiğinde beyin ve sinir sistemini uyarır. Ancak sonraki alışlarda beyin ve sinir sistemi üzerinde baskılayıcı, uyuşturucu bir etki gösterir. Kan basıncı ve nabız yükselir, sindirim yavaşlar. Organların yeterince kan almaları engellenir. Çok yüksek dozlarda bulantı, kusma ve solunum felci ile ölüme neden olur.      Sigara içenlerde ortaya çıkan en önemli akciğer problemlerinde biri de KOAH?tır (kronik bronşit ve anfizem). Bu hastalıklar, öksürük ve balgam çıkarma ile başlayıp hava yolları va akciğerlerde harabiyet ile ileri yaşlarda nefes darlığı ile seyreden hastalıklardır. Solunum yolu enfeksiyonları sigara içenlerde daha sık ortaya çıkmaktadır. Sigara içmek zor nefes almak anlamına gelmektedir. 20 yaşında nefes alma kapasitesi yüzde100?ken, sigara içenlerde ileri yaşlarda bu oran, yüzde40?lara kadar düşmektedir.

Erkeklerde sigara içimi ile koroner kalp hastalıkları riski, yüzde 60-70 oranında artmaktadır. Kalp hastalıklarına bağlı ani önümler sigara içen erkeklerde 2/4 kat daha fazladır. Kadınlarda ise doğum kontrol hapı kullanımı ile birlikte sigara kullanımı sonucu ortaya çıkan kalp krizi riski, içmeyenlere göre 10 kat daha fazladır. Yüksek tansiyonu olan kişilerde sigara içimi beyin kanaması riskini artırmakta ve bu kişilerde felç daha çok görülmektedir.

Sigara cildin ön büyük düşmanıdır. Cilde su veren kan damarları sigara içtikten sonra birkaç dakika büzülmektedir. Ciltte renk değişikliği olur ve cilt erken yaşlanır.

Diş etleri kirli ve pis bir görünüm kazanır, diş eti hastalıkları ortaya çıkar.

Ağızda tat alma eksikliği ortayı çıkar ve dudak, dil kanseri görülme riski artar.

Gırtlak ve nefes borusunda iltihaplanma, kronik farenjit durumu, ses tellerinde kanser riski görülmektedir.

Gözlerde katarakt ve ileri yaşlarda körlük görülebilir.

Mide ve yemek borusunda ülser, kanama, gastrit ve kanser riski artmaktadır.

Kadınlarda kısırlık, düşük, eksik doğum, erken menopoz, rahim kanseri, adet düzensizlikleri, hormonlarda azalma, erkeklere iktidarsızlık, ereksiyonda ve sperm sayısında azalma gibi sorunlar ortaya çıkmaktadır.

Sigara mesane kanseri riskini artırır.

Ellerde ve parmaklar sararma, tırnaklarda zayıflama olur.

Kemik ve iskelet sistemi bozulur, kemik erimesi ortaya çıkabilir.

Kol ve bacak damarlarında çeşitli hasarlar oluşabilir, kılcal damar tıkanmaları nedeniyle el ve ayaklar bu tıkanıklığa bağlı olarak kesilebilir.

Vücutta yorgunluk, halsizlik, stres, performans düşüklüğü ve reflekslerde azalma görülür.

Bırakmayı gerçekten istemek herşeyden önce geliyor

Sigara bırakma konusunda Batı ülkelerinde yaygın olan sigarayı bırakma poliklinikleri, ülkemizde de yaygınlaşmaya başlamıştır. Memorial Hastanesi Sigarayı Bırakma Polikliniğimize başvuran kişiler; göğüs hastalıkları, kardiyoloji ve psikiyatri kliniklerinin ortak olarak yürüttükleri bir poliklinik. Bu polikliniğe özellikle sigarayı bırakma konusunda niyetli ancak bunu başaramayan kişilerin tedavisi tercih ediliyor. Kişinin bunu öncelikle istemesi gerekiyor. Bir yakını bile getirse kendi istemedikçe çoğu zaman bunu başaramıyor. Bir de sigarayı bırakmayı çok istediği halde nikotin bağımlılığı nedeniyle bunu başaramayan kişiler takibe alınıyor.

Hastaların fiziksel muayeneleri yapılıyor

Sigarayı bırakma polikliniğine başvuranlar öncelikle; kardiyoloji ve göğüs hastalıkları uzmanı tarafından muayene ediliyor. Daha sonra kalp ve solunum durumunu belirlemek amacıyla geniş kapsamlı tetkikler yapılıyor. (Akciğer grafisi, solunum fonksiyon testleri, elektro kardiyogram, riskli hastalarda efor testi ve kalp eko kardiyografisi, kan şekeri, üre, karaciğer fonksiyon testleri, sedimantasyon, kolesterol, trigliserid düzeyleri.)

Daha sonra kişinin sigaraya bağımlılık derecesini belirlemek amacıyla ?nikotin bağımlılık testi? uygulanıyor. Sigarayı bırakmak isteyen kişi sigaranın zararları ve yol açtığı hastalıklar konusunda bilgilendiriliyor. Hastanın nikotine bağımlılık derecesi belirlendikten sonra sigarayı bırakmada kullanılacak yöntemler tespit ediliyor (ilaç kullanımı, nikotin bantları?) ve hasta ile birlikte sigarayı bırakma günü saptanıyor. Hastanın sigarayı bırakma süreci esnasında ortaya çıkabilecek problemleri için psikiyatri uzmanı devreye girerek, kişinin sıkıntıları rahatlatılmaya çalışılıyor.

Sigaraya fiziksel mi yoksa psikolojik olarak mı bağımlısınız?

Sigara bağımlılığının iki yönü bulunmaktadır. Fiziksel ve psikolojik bağımlılık. Fiziksel bağımlılığı sigaradaki ?nikotin? maddesi yapar. Psikolojik bağımlılık ise kişiden kişiye değişmektedir. Kendine güvensiz, sorunlardan kaçan kişiler psikolojik bağımlılığa daha eğilimlidir. Nikotin bağımlılığı oluşmuş kişilerde sigarayı bıraktıktan sonraki ilk 3 gün en zor dönemdir. Bu dönemde; huzursuzluk, sinirlilik, konsantrasyon güçlüğü ortaya çıkabilir. Bu dönemde aktif olmak, kafeinden uzak durmak, sigarayı akla getirecek ortamlarda bulunmamak, sakız çiğnemek ve kuruyemiş yemek, dönemi daha kolay atlatmada yardımcı olacaktır. Yine bu dönemde nikotin bantları ve sakızları da kişiye yardımcı olabilir. Psikolojik bağımlılığı belirgin olan kişilerde ise psikiyatri gözetiminde ve gerekirse antidepresan türü ilaçlardan yardım alınmalıdır.

Sigara içen kişilerin önemli bir bölümü, sigarayı bırakma konusunda ufak bir teşvik ve destek beklemektedir. Kendi başına sigarayı bırakmak yönünde karar alan kişilerde başarı oranı yüzde10?un üzerine çıkmamaktadır.

Sigarayı bırakmaya kendinizi hazırlayın

-          Sigarayı bırakma kararında olumlu düşünün. Başarılı olamayacağınıza ya da zorlanacağınıza dair düşünceleri kafanızdan kovun. Milyonlarca kişi sigarayı bıraktı ve sağlığına kavuştu. Sizin onlardan bir eksiğiniz yok.

-          Sigarayı neden bırakmak istediğinizi listeleyin ve bir kağıda yazın. Sigara aklınıza geldikçe bu listeye bir göz atın.

-          Sigara sağlığınıza ve başkalarına olan sorumluluklarınıza gölge düşürmektedir. Sigarayı bırakmak için başka güçlü nedenleriniz olduğunu da unutmayın. Sigara bulamadığınızda nasıl huzursuz olduğunuzu, bir paket sigara almak için nasıl koşturduğunuzu, ateş bulmak için nasıl çabaladığınızı düşünün. Lokantada sigara içtiğiniz için istediğiniz yere oturamadığınızı ve toplumda ikinci sınıf vatandaş muamelesi gördüğünüzü unutmayın.

-          Sigarayı bırakmak için özel bir gün saptayın. Başka bir anlamlı (doğum günü, evlik yıldönümü, evlilik?) günü düşünün ve her yıl çifte kutlama yapın.

-          Sigarayı bırakma kararına başkalarına da ortak edin.

-          Sigarayı bırakacağınız günü çevrenize ilan edin. O gün size önemli bir destek gelecektir.

Unutmayın! Sigarayı bıraktıktan sonra hayatın tadı çok daha kolay çıkarılıyor

-          İlk günlerde hayat temponuzu artırın. Zevk aldığınız işlerle uğraşın. Sigara içilmeyen yerlere gidin.

-          Bol sıvı alın, ancak yanında sigara içmek isteyeceğiniz içeceklerden uzak durun.

-          İhtiyaç duyuyorsanız elinizde anahtarlık, tesbih tutun.

-          Sakız çiğneyin

-          Yemeklerden sonra mutlaka dişlerinizi fırçalayın

-          Canınız sigara istediğinde süt ve meyve suyu için

-          Sigara içmeyenlerle birlikte olmaya çalışın

-          Sigara içmek istediğinizde duş alın

-          Bol egzersiz yapın, kendinizi çok daha iyi hissedeceksiniz

Ve sağlığınız yeniden sizinle?

Son sigara içildikten 12 saat sonra vücut kendini iyileştirmeye başlar. Vücuttaki nikotin ve karbonmonoksit miktarı hızla azalmaya başlar, birkaç gün içinde vücutta belirgin bir rahatlama olur. Birkaç gün içinde nefes alma rahatlar,  sigaranın yol açtığı öksürük yavaş yavaş azalmaya başlar, egzersiz kapasitesi artar. Kişi, sigaranın kokusu, bütçesine getirdiği yük ve bağılılıktan kurtulur. Vücuttaki nikotinin büyük bir kısmı 2-3 gün içinde atılmaktadır.

Sigarayı bıraktıktan sonra 5 yıl sonra kalp krizi riski içmeyenlerle aynı düzeye iner.

10 yıl sonra akciğer kanserinden ölüm riski, yüzde 50 oranında azalır.

10-20 yıl sonra herhangi bir nedenle ölüm riski, içmeyenlerle aynı olur

Sigarayı bıraktıktan 1 yıl sonra koroner kalp hastalıklarına bağlı ölüm riskinde yüzde 50 azalma olur

Sigarayı bırakmada psikolojik bağımlılığı belirgin olan kişilerde ise psikiyatri gözetiminde ve gerekirse antidepresan türü ilaçlardan yardım alınmalıdır. Sigarayı bırakma sonrasındaki sıkıntıların geçici olduğunu ve daha sağlıklı bir yaşama başlangıç teşkil ettiği unutulmamalıdır.

Bahar Alerjisinin İki Aşısı Var
Bahar döneminde alerjiler artış gösteriyor. Bu artışların nedeni ise polenler. Polenler ise, ot, ağaç ve çiçeklerin üremelerinde görev yapan, çapı ortalama 5-40 mikron arasında değişen yapılar. Polenler üreme hücresi olduklarından, bitkilerin dişi organlarına ulaşıyor.  Bu nedenle polenlere ait klinik bulgular, bu bitkilerin çiçeklerinin açtığı bahar mevsiminde oluyor. Rüzgarla etrafa yayılan polenler de, alerjiye neden oluyor. Hatta rüzgarın etkisiyle kilometrelerce uzağa gidip alerjik tepkilere yol açıyor. Üstelik sadece rüzgar değil, böcek ve sineklerle de polenler yayılabiliyor.
Acıbadem Kadıköy Hastanesi Göğüs Hastalıkları ve Alerjik Hastalıklar Uzmanı Dr. Gülden Paşaoğlu Karakış, son yıllarda özellikle polen alerjili hastalarda aşı tedavisinin etkinliğinin kanıtlandığını söyledi. Polen alerjileri için günümüzde iki farklı aşı uygulanıyor:

Birinci yöntem, klasik uzun süreli uygulanması gereken ve oldukça etkili, kür olasılığı yüksek olan aşı uygulamasıdır.
İkinci yöntem ise sadece mevsim öncesi uygulanan ve her yıl tekrarlanması gereken yedi hafta gibi kısa süreli uygulanan aşı tedavisidir. Bu uygulama ile hasta o bahar mevsimini oldukça rahat geçirebilmektedir. Ancak bu aşı kısa süreli etkili olup her yıl mevsim başlamadan önce tekrarlanması gerekmektedir.
Aşı Tedavisinde Dikkatli Olmak Gerekiyor
Ancak genel olarak aşı tedavisi riskli bir tedavi yöntemi olup uygulama kararı ve nasıl yapılacağı konu hakkında eğitim almış alerji uzmanları tarafından ve mutlaka hastane ortamında uygulanmalıdır. Bahar döneminde alerjiler artış gösteriyor. Bu artışların nedeni ise polenler. Polenler ise, ot, ağaç ve çiçeklerin üremelerinde görev yapan, çapı ortalama 5-40 mikron arasında değişen yapılar. Polenler üreme hücresi olduklarından, bitkilerin dişi organlarına ulaşıyor.  Bu nedenle polenlere ait klinik bulgular, bu bitkilerin çiçeklerinin açtığı bahar mevsiminde oluyor. Rüzgarla etrafa yayılan polenler de, alerjiye neden oluyor. Hatta rüzgarın etkisiyle kilometrelerce uzağa gidip alerjik tepkilere yol açıyor. Üstelik sadece rüzgar değil, böcek ve sineklerle de polenler yayılabiliyor.
Bahar Alerjisi, Dört Şekilde Görülüyor
Bahar alerjileri sıklıkla alerjik rinit, konjuktivit dediğimiz halk değimiyle saman nezlesi ve göz nezlesi, alerjik astım ve egzema şeklinde görülür.
En sık alerjik rinit ve konjunktivit bulguları görülür. Bu bulguılar dış ortamda iken özellikle yeşil alanlarda ortaya çıkan nöbetler halinde tekrarlayan hapşırık, burun akıntısı, gözde sulanma, kaşıntı, burunda, damakta kaşıntı, geniz akıntısı ve burun tıkanıklığı şeklinde görülür.
Alerjik astımda aralıklı, nöbetler halinde göğüste sıkışma hissi, öksürük, nefes darlığı, hırıltı ( nefes alıp verirken ıslık sesi duyulması) olabileceği gibi sadece öksürük ile de seyredebilir.
Ayrıca deride kaşıntı, kızarıklık kabarıklık şeklinde bulgularda görülebilir.
Arabayla Giderken Bile Camları Kapatın
Polenlerin yoğun olduğu dönemlerde pencereleri kapalı tutmak, araba ile giderken camları açmamak.
Ev içinde havalandırma sistemleri ve hava filtreleri kullanmak.
Dış ortam aktivitelerini azaltmak, özellikle polenlerin yoğun olduğu öğlen saatlerinde dışarı çıkmamak (10.00-16.00 arası), yeşil alanlardan uzakta durmak.
Dışarı çıkmak zorunda kalındığında eve girer girmez duşa girmek ve kıyafetleri değiştirmek.
Dış ortamda mümkünse maske kullanmak yararlı olabilmektedir.
Grip ve Viral Hastalıklarla Karışıyor
Viral enfeksiyonlar genellikle başlangıçta 2-3 gün hafif ateşle birlikte burun akıntısı, öksürük, halsizlik, boğaz ağrısı ve kas ağrıları şeklinde seyreder ve bir hafta-10 gün içinde düzelir. İstirahat ve tuzlu su içeren burun spreyleri ile rahatlayabilirler.

Alerjik hastalıkta genelllikle ateş görülmez. En sık karışan belirtiler burun akıntısı ve öksürüktür ve sıklıkla gereksiz antibiyotik kullanımına neden olabilir. Alerjik yakınmalar aralıklı olup alerjenle temasla artar ve sonrasında kısa sürede kaybolabilir. Ama sık tekrarlar ve genellikle tüm bahar mevsim boyunca devam eder. Alerji ilaçlarına kısa sürede yanıt verir ama ilaçlar kesildiği anda tekrarlayabilir. Astımlı hastalar eğer polenlere karşı alerjik ise hastalık bulguları bahar dönemi artacaktır. Bu hastalar da yukarda bahsedilen polene yönelik önlemlere aynı şekilde dikkat etmelidir.
Tedavide Neler Yapılıyor?
Alerjik hastalığın tedavisinde ilk yapılması gereken hastanın duyarlı olduğu alerjenlerle temasını önlemektir. Alerjenden kaçınma tedavinin temelidir. Çünkü birçok alerjik hastalıkta yakınmalar genellikle alerjenle teması takiben ortaya çıkmaktadır. Ancak polenler dış ortamda soluduğumuz havada var olan alerjenler olup bunlardan tümüyle uzaklaşmak olası değildir. Bu yöntemlerle maruz kalınan alerjen seviyesini bir miktar azaltabiliriz.
Bu nedenle günümüzde oluşan belirti ve bulgularını kontrol altına almak için oldukça etkili ilaçlar kullanılmaktadır. Bu ilaçlar mevcut bulgulara göre değişmektedir.

Örneğin burun nezlesinde anti-alerjik ilaçlar ve burun spreyleri, astımda hava yollarını genişletici ve tedavi edici ağızdan spreyler ve tabletler, derideki lezyonlarda antialerjik ilaçlara ilaveten kremler etkili olmaktadır.
Bir diğer tedavi yöntemi aşı tedavisi olarak bilinen immunoterapidir. Bu yöntem günümüzde alerjik hastalıklarda tek kür sağlayan tedavi yöntemidir. Hastanın duyarlı olduğu alerjenler gittikçe artan dozlarda enjekte edilerek ya da dil altına damla şeklinde verilerek uygulanır. Böylece vücudun o alerjene karşı duyarsızlaştırılması sağlanarak hastanın alerjik olduğu maddelerle karşılaştığında reaksiyon oluşturması önlenebilmektedir.


   TOPlist